Berlin Otelleri

Berlin otellerini ara

Berlin Otelleri

Berlin, Almanya otelleri - kenti rahatça keşfedin.

Berlin Otelleri - Yolculuk zamanınız yaklaşıyor, bavulunuzu topluyorsunuz. Yıkılışı belki çocukluğunuza denk gelen o duvarı düşünüyorsunuz hep, şehrin tüm acılarıyla tanıklık ettiği tarihi ve bugünkü halini, sokak müzisyenlerini, sanat galerilerini, caddelerini… Ve aklınıza Avusturyalı besteci Frank von Suppe’nin operası geliyor: “Sen çılgınsız, oğul. Berlin gelir senin hakkından…”

Almanya’nın başkenti ve en büyük şehri Berlin’de iki havalimanı vardır. Uluslararası uçuşların başlıca merkezi olan ve şehrin kuzeybatısında bulunan Tegel Uluslararası Havalimanı’ndan yaklaşık kırk beş dakikada Alexanderplatz’a ulaşabilirsiniz. Şehir içi ulaşım için taksileri tercih etmezseniz, havaalanındaki otobüslere binerek S-Bahn ve U-bahn aktarmasıyla kendinizi şehrin merkezinde bulabilirsiniz. İkinci havalimanı Schönefeld, genellikle düşük fiyatlı uçak bileti satan havayolu şirketleri tarafından tercih edilir ve buradan Berlin’e S-Bahn ve trenlerle ulaşılabilir. Ancak hatırlatalım, Almanya’da S-Bahn diğer toplu taşıma alternatiflerine göre her zaman biraz daha yavaştır.


Soğuk Savaş’ın ardından Berlin’de konaklama anlamında ilginç bir patlama yaşandı ve sayısız yeni otel ve işyeri açıldı, öyle ki mevcut talebin oldukça üzerindeki bu otel kapasitesi Berlin şehrinde konaklama fiyatlarının oldukça düşük kalmasını sağladı. Merak edenler için hemen belirtelim: Beş yıldızlı oteller bile Avrupa’nın başka şehirlerinde bulamayacağınız kadar uygundur. Mitte, Charlottenburg, Alexanderplatz ve Kreuzberg, Berlin oteller diyarının uzandığı bölgelerden bazılarıdır.


Berlin de Avrupa’nın o yürümesi keyifli şehirlerinden biri olmakla birlikte kesinlikle benzersiz bir kenttir. Mitte bölgesinde birkaç saatlik bir gezintiyle capcanlı ve neşe dolu Berlin sokaklarının tadı çıkarılabilir. İster kendi başınıza ister günlük paket turlardan birine katılarak Berlin Duvarı ve Brandenburg Kapısı gibi Berlin’in en ünlü tarihi mekânlarını görebilirsiniz. On sekizinci yüzyılda inşa edilen ve Prusya Krallığı döneminde Prusya Sarayı’na doğrudan geçit veren Brandenburg Kapısı II. Friedrich Wilhelm zamanında, Otuz Yıl Savaşları’nın hemen ardından barış simgesi olarak yapıldı. Yakın tarihle ilgilenenler için bir not: 1987 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri başkanı Ronald Reagan’ın, Sovyetler Birliği Komünist Parti Başkanı Mikhail Gorbaçov’a “Bay Gorbaçov, siz gelin bu duvarı yıkın” çağrısında bulunduğu konuşmasını Brandenburg Kapısı’na yaptı. Buradan Wilhelmstrasse boyunca yürürseniz sağ tarafınızda Berlin Duvarı’nı bulursunuz. Soldan devam edip sokağın sonuna doğru yürüyerek Berlin’in en fazla ziyaret edilen müzelerinden biri olan ve 1962 yılında Berlin Duvarı’nın yakınında bir tarihe tanıklık etmek üzere insan hakları eylemcisi Dr. Rainer Hildebrandt tarafından kurulan Checkpoint Charlie Müze Evi’ni ziyaret edebilirsiniz. İnsanların duvarın öteki tarafına kaçmak için kullandıkları çeşitli objeleri görebilir ve hayatları pahasına özgürlükleri için mücadele eden kaçakların öykülerini dinlerken siz de Soğuk Savaş dönemine yakından şahit olabilirsiniz.


Yönünüzü Alexanderplatz’a doğru çevirin. Kaybolduğunuzu düşünürseniz endişelenmeyin çünkü Almanya’nın 368 metre boyundaki en yüksek yapısı Berlin Televizyon Kulesi’ni takip ederek meydana ulaşabilirsiniz. Kuleyle ilgili bir ipucu verelim: Hava sisliyse kuleden manzaraya bakmak için o kadar sıra beklemenize gerek olmayacaktır, muhtemelen yukarıda çok cazip bir manzara bulamayacaksanız; ancak güneşli ve açık bir günse uzun kuyruğa rağmen kesinlikle denemeye değer.


Batı Berlin’in merkezi sayılan Breitscheidplatz ve Kurfürstendamn Caddesi’nde kaykaycıların ve sokak müzisyenlerinin arasında keyifli bir yürüyüşün ardından meydanda Kaiser Wilhelm Kilise Anıtı’nı ve tepesindeki Victoria Heykeli’yle birlikte Berlin Zafer Sütunu’nu görebilirsiniz. İlk olarak 1890’lı yıllarda inşa edilen bu kilise, 1943 yılındaki bombardımanda ciddi şekilde hasar gördükten sonra 1959-1963 yılları arasında onarıldı ve hemen yanına modern tasarımlı bir çan kulesi eklendi. Ayrıca bu meydandan kısa bir yürüyüşle, Berlin sokaklarının vaat ettiği bu zaman yolculuğunu geçmişe doğru biraz daha uzatıp on yedinci yüzyıl sonunda inşa edilen ve barok ve rokoko tarzı iç dekorasyonuyla benzersiz bir tarihi yapı olan Charlottenburg Şatosu’nun salonlarında gezinebilir ve görkemli bahçesinde yürüyüş yapabilirsiniz.


Berlin deyince akla gelen her resmin içinde mutlaka bir sokak müzisyeni vardır. Başka hiçbir yerde bulamayacağınız bir Berlin manzarası görmek isterseniz, hızlı trenle 15 dakika mesafedeki Potsdam’a gitmelisiniz. Bu sevimli kasaba özellikle sonbaharda harikadır ve sokakları müzikle doludur. Güneşin son ışıklarının altında göl kenarında biraz keyif yaptıktan sonra Sellostrasse'deki Rückholz barının nefis yemeklerinden tadabilirsiniz.


Baş döndürücü bir günün sonunda belki Marlene Dietrich’in o şarkısını siz de mırıldanmaya başlarsınız: “I still keep a suitcase in Berlin…”